Meyraland | Başlarken…
15692
post-template-default,single,single-post,postid-15692,single-format-gallery,qode-listing-1.0.1,qode-social-login-1.0,qode-news-1.0,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-13.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.4,vc_responsive

Başlarken…

“Giriş cümlesini yazabilsem, gerisi gelecek biliyorum” muhabirlik yıllarımın ilk birkaç ayı bu cümlelerle geçmişti. İyi bir giriş nasıl olmalıydı ve neden ben de olmuyordu? Üstelik kreatif başlık atmakta da çok zorlanıyordum (gerçi hala atamıyorum, bunun için bol şiir okumayı tavsiye edenler olmuştu) Velhasıl günler, haftalar, aylar derken yeniler işe başladıkça tecrübeliler sınıfına geçişim kaçınılmazdı. O zamanlar uzun tatillere pek izin verilmezdi, yazıdan koparsanız zorlanırsınız diye. 1 buçuk senelik deneyimlerime dayanarak söylüyorum ki; Haklılarmış. Yılların ‘geç kalınmışlık’ hissi olan ‘blog’ ise bu zaman dilimlerinde ciddiyete bindi. Yeni bir ülke, yeni bir deneyim. Anılar çoğaldıkça paylaşma isteği de artıyor. Kimi aktarıldı, kimi de hayallere, yerinde görülmesi gereken an’lara bırakıldı. Kısacası ben yazarken yeniden öğreneyim, siz de okurken.

Yazılara kategoriler kısmından ulaşabileceksiniz. Zamanla yelpazesi de genişleyecek diye ümit ediyorum. 🙂

Bir İstanbullunun gözünden Amerika

İçerik olarak bol bol NYC temalı yazılar olacağı aşikar. Hareketliliğin ve insan kalabalığının olduğu yegane yer. Şehir merkezden uzaklaştıkça gökdelenler yerini yemyeşil sakin birbirinden uzak evlere bırakıyor. İstanbul trafiğinden dert yananlar için cazip görünse de insan bir süre sonra sokaklarda birilerini görmeyi, karmaşayı, akşam gezmelerini özlemle hatırlamıyor değil. Bu arada burasıda bir çok Avrupa ülkesi gibi akşamları dükkanlarını erkenden kapatıyor. (Dahası bulunduğum bölgede avm ve benzeri mağazalar Pazar günleri kapalı) Sokaklarda insan yok, hafta içi yemeğe ya da bir yerlere oturmaya da gitmiyorlarsa bu insanlar ne yapıyor? (konu Manhattan bölgesi değil) cevap: Erken uyuyor, erken uyanıyor. Şaşırtıcı bir sonuç değil aslında ama bir biz miyiz iş çıkışlarında geç saatlere aldırış etmeden programlar yapan, her saatte açık mekanlar bulan? İstanbul bu anlamda bambaşka.

Gelelim Amerika’ya. Benim için karanlık bir ülke. ‘Karanlık’ kelimesi burada bir gizemi çağrıştırmıyor, gerçek manada karanlık yani. Ana caddelerde sokak lambaları varken ara sokaklarda pek nadiren karşımıza çıkıyor. (bahçelerini ışıklandıran insanları iki kere sevin) sokaklarda bizim gözümüzde canlandırabileceğimiz türden değil. Çok yeşil bir ülke ve malum geniş arazili. O yüzden şehir merkezleri haricinde genelde evler birbiriyle iç içe değil. Nehirler, ormanlar bazı evler öyle yerlerde inşa edilmiş ki, burada gece nasıl rahat uyuyorlar diye düşünmeden edemiyorsunuz. İşte burada da devreye ülkenin büyük bir kısmının ‘kişisel hak’ olarak savunduğu ‘silah’ mevzusu ortaya çıkıyor. Amerika da silah sahibi olmak yasal mesela Teksas eyaletinde neredeyse her eve bir silah düşüyor. (BM’nin rakamlarına göre her 100 Amerikalının 89’unda silah var) Eyaletine göre bazı kurallar değişse de belli bir yaşın üstündekiler silah sahibi olabiliyor. Zamanında Obama’nın tüm yetkilerini kullanıp silah mevzusunu kısıtlamaya çalışacağını söylemesi bile bu durumun onu aştığını gösteriyor. Silah lobisi çok güçlü ve bu konuda her hangi bir kısıtlamaya gidilemiyor. Destekleyenler ise silahlanmanın kendilerini güvende tuttuğunu ve bunun kişisel bir hak olduğunu söylemeye devam ediyor. Yeşil ülke demişken bahçelerin çimleri her zaman bakımlı olmak zorunda. Aksi takdirde ciddi cezalar verilebiliyor. Özellikle Amerikan vatandaşı olmayanlar her hangi bir sorun yaşamamak için çimlerini düzenli olarak kesiyor. Doğal olarak çim biçme sektörü de var. Kendinize ait bir makineniz yoksa ya da ‘parası neyse veririm’ modundaysanız sizin için belli zaman dilimlerinde gelip kesiyorlar. Aynı durum kar zamanı içinde geçerli. Herkes kendi kapı önünü, kaldırımını temizlemek zorunda eğer birisi sizin evinizin önünden geçerken düşüp yaralanırsa bunun sorumlusu siz oluyorsunuz ve bu da ciddi problemlere yol açabiliyor.

Bir diğer farklı durum ise evleri beyaz eşyalarla birlikte tutuyorsunuz. Tabi çamaşır makinesi burada bir istisna. NYC de genellikle apartmanlarda çamaşır makinesi yok, ortak kullanılan çamaşırhaneler var. Bu durum sadece NYC’ye özel değil aslında, diğer eyaletlerden de ev baktığınızda çamaşır makinesinin olup olmadığını öğrenmek gerek. Eğer yoksa kendi kafanıza göre makine alıp evinize koyamıyorsunuz. (Bir arkadaşım ısrarları sonucu evine küçük seyyar bir makine almayı başarmıştı) ev ararken emlakçı haricinde birkaç popüler app.var oradan da kolaylıkla ev arayabiliyorsunuz. Evin özellikleri arasında makinenin olup olmaması da genelde belirtilir ki bir dönem ev aramış insan olarak evin halısız ve makineli olmasına özen göstermiş ona göre ev aramıştım. Sonuç olarak tepeden atmalı bir çamaşır makinesine sahip olsam da varlığı yeter. (Tr de hala var mıdır böyle makineler hiçbir fikrim yok ama burada en iyi sitelerde bile tepeden atmalı makinelerle karşılaşabilirsiniz) halı mevzusu da biraz faklı yani eğer ev halıfleks ile kaplanmışsa onu iptal etme şansınız olmuyor. Ev sahibiyle anlaşıp ya yenisini aldıracaksınız ya da kendiniz ödemeyi yapacaksanız tabi eğer değişmesini istiyorsanız. Beyaz eşya, halı, perde derdi yok. (pencereler genelde storlu) bu anlamda hayatı kolaylaştırıyorlar sağ olsunlar. Biraz ışık sorunu var ama o da her evde rastlanmayan bir durum. Mesela bir önce evimizde odaların tüm ışıkları varken şuan bulunduğumuz evin sadece mutfak ve banyo kısımlarında ışıklandırma var gerisi size kalmış 🙂

Kısaca NYC

Amerika’nın birleşik bir devlet olduğunu düşünürsek aslında cümleye şöyle başlayabilirim: ‘New York, 8 milyon 538 bin nüfusu ile Amerika’nın en kalabalık eyaletlerinden biri. Bir ucu Kanada sınırına dayanan eyaletin en popüler şehri şüphesiz New York City (NYC) ve NYC’nin içinde barındırdığı beş semtten biri olan ‘Manhattan’. Hani şu gökdelen sevmeyenlerin bile hayran kaldığı,  gençlikte izleyenlerin akımına kapıldığı girller – gossipler dizisi vardı ya, işte orası.’

Yaklaşık 1 milyon 600 bin nüfusa sahip Manhattan,  yıllık ortalama 60 milyon turiste de ev sahipliği yapıyor. Muhteşem parkı, SoHo’su, Broadway’i, gökdelenleri, Times meydanı ve daha nicesi ile meşhur bir şehrin, her köşe başında bir evsize ev sahipliği yaptığını, (kısmen) pis kokusunu, yer altı sisteminin ürkütücülüğünü görmemiş ya da duymamış olabilirsiniz. Buna durdurduğunuz taksinin çok kolaylıkla bir başkası tarafından kullanılabileceğini de ekleyelim, siz olayın şaşkınlığındayken taksi çoktan yola çıkmıştır bile. ‘New Yorklular siyah giyer’ geyiğinin yanı sıra acelecidirler de. Taksi kelimesinde ki ‘i’ bile fazladır onlara göre çünkü o bir ‘taks’dır, fazlasına gerek yoktur. Ve son olarak 66 yaşındaki New Yorklu bir öğretmenin tavsiyesiyle cümlemi bitireyim: ‘Metrolarımızı geldiğiniz ülkeyle kıyaslamayın ve fare gördüğünüzde hiç yokmuş gibi davranın’