Meyraland | Yakın geçmiş kraliyet anatomisi
15738
post-template-default,single,single-post,postid-15738,single-format-gallery,qode-listing-1.0.1,qode-social-login-1.0,qode-news-1.0,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-13.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.4,vc_responsive

Yakın geçmiş kraliyet anatomisi

The Crown, 74.altınküre ödüllerinde drama dalında en iyi dizi seçildi. Tarihsel olaylar kronolojik sırayla verilirken, dizinin maliyetinin bölüm başı 5 milyon dolar değerinde olduğu söyleniyor. Şahsen ben diziyi izlerken bir yandan da youtube’dan o dönemde yapılan konuşmaları açıp izlemiştim. Mimikler, hareketler gerçekten çok başarılı. Ayrıca Kennedy ailesinin olduğu bölümde fazlasıyla dikkat çekiciydi. 3.sezon ise henüz başlamadı.

 

Yakın geçmiş kraliyet anatomisi;

Varlığını koru, zayıf halkayı atmaktan çekinme

 

İngiltere kraliçesinin hayat hikayesinin anlatıldığı ‘The crown’ dizisini izleyeli uzun zaman olmuştu ama yakın zamanda iki tane daha kraliyet belgeseli izleyince yazı yazmak kaçınılmaz oldu. Dizide olaylar basitçe anlatılırken belgeseller biraz daha beyin yakabiliyor. Gerçi bir süre sonra ‘Bana George’un rakamını söyle sana hangi dönemin kralı olduğunu söyleyeyim’ moduna girebiliyorsunuz (tabi ki yok öyle bir şey) o da yetmiyormuş gibi kraliçenin 3.çocuğu prens Andrew’in iki kızı için ‘Kızlarım kraliyet imkanlarından faydalanmaya devam etsin’ ısrarını bilecek kadar işsizim. ‘Kimmiş bu kızlar, neciymiş, neden bir kısıtlamaya gidiliyor ki’ diye bir sürü soru sorarken karşımıza sessiz sakin Prens Charles çıkıyor. Kendisi kraliyet giderlerinin fazlalığından şikâyet ederek sadece asıl varislerin bu haktan yararlanmasını istiyor (Tuzu kuru tabi!) Kraliçe desen zaten ayrı bir tutumlu, savaş zamanı büyüyen bir gençti ne de olsa. Hey gidi günler! O dönemler yiyecekler, kıyafetler karnelerle, kuponlarla alınıyordu. Düşünün ki, Elizabeth’in evleneceği halka duyurulduğunda insanlar sevinçle ellerindeki kıyafet kuponlarını saraya göndermiş. (Ah bu halk.. Neyse ki kuponları insanlara geri iade etmişler) Velhasıl ‘akrabanı koru kolla’ dememişler, musluğu biraz sıkmışlar. Korumalar, iş gezileri derken yıllık ciddi bir gider oluyormuş. Kraliçenin kızı kendi çocukları için hiçbir zaman koruma talep etmemişken diğer prensimiz korumasız adım attırmazmış. Artık bundan sonra ne olur ben bilmem…(Kraliyet dedikodusu da pek bir değişik oluyormuş)

Şimdi girişi pek uzatmadan (!) yazının içeriğini kısaca özetlemeye çalışırsam eğer; Kraliçe Victoria’ya saygı duruşu, savaş zamanı körüklenen Alman nefretinin kraliyet ailesinin soyadı değişikliğine kadar götürmesi, uğruna kuzen feda edilmesi, zoraki kral filmiyle gönüllerde taht kuran Kraliçe Elizabeth’in kral babası, tahtan aşkı uğruna feragat eden amcası, Elizabeth’in 13 yaşındayken eşi Phillp’e aşık olması, Phillp’in geri planda kalma huysuzluğu, ‘Benim soyadımı taşıyacaksın’ kaprisi, prens Charles’in yalnız, hassas geçen çocukluğu, sevdiği kadınla protokoller gereği evlenemeyişi (ama artık eşi) , Diana’yla yapılan yanlış evliliği, Diana’nın ölümü, magazinciliği, röportajları derken konu alıp başını gidiyor öylece.

Alman nefreti ve soyadı değişikliği

O zaman kraliçe Elizabeth’in dedesinin babaannesi Kraliçe Victoria’dan başlayalım. Biraz uzak geçmiş oldu ama Victoria bu sonuçta, birkaç kelam etmeden yazıya başlamak saygısızlık olur. (Zor da olsa okulunu okuduk, neylersin) Kendisi kamuya açılan kraliyet düğünün ilk icraatçısı olarak biliniyor. O zamana kadar kraliyet düğünleri özel ve toplumdan uzak yaşanırmış. Kraliçe Victoria’da tam tersi her anının basına yansımasını özellikle istemiş. Üstelik düğününde beyaz gelinlik giyerek kraliyet geleneğinde de yeni bir çığır açmış çünkü gelinlikler genelde altın rengi olurmuş, bu da kraliyet ailesinden geldiklerini vurgulamaya yetermiş. Bu arada Kraliçe Victoria Alman kökenli, eşi Albert’te bir Alman. 9 çocuğundan 8’i Avrupalı kraliyet aileleriyle evliymiş. Torunlar, onların çocukları derken Avrupa’daki tahtların çoğunda onlar oturuyor, birbirleriyle evleniyormuş. Alman olduklarını belirtme sebebime gelince biraz daha yakın geçmişe gidiyor ve 1.dünya savaşında ortaya çıkan Alman nefretinin Britanya kraliyet ailesinde nasıl bir etki oluşturduğuna bakıyoruz.

Halkın öfkesi sokakta bulunan Alman cinsi köpeklerin tekmelenmesine kadar gidince, kral 5.George (kraliçenin dedesi) Alman bir soyadı taşıyor olmanın huzursuzluğuyla yeni bir soyadı arayışına giriyor. O sıralarda ise Rus çarı olan en yakın kuzeni Nicky tahtan indiriliyor, Rus hükümeti de İngiliz büyükelçisine Rus çarının hayati tehlikesinden dolayı Britanya’ya alınmasını istiyor ama ne yazık ki tepkiden korkan kral, en sevdiği kuzeninin sığınma talebini gizlice reddediyor. Kısa bir süre sonra kuzen ve ailesinin bir gece baskınında öldürüldüğü haberini alıyor.

***

Kral 5.George soyadını değiştirip halkın arasına karışınca öfke diniyor ve halk kraliyet ailesini yeniden bağrına basıyor. O zaman sıra gelsin Kralın prenslerine. İlk erkek çocuk doğal olarak tahtın da varisi David (Kraliçenin amcası sonradan Edward ismini alıyor ama belgesellerde David diye anlatılıyor) Soyluluğun yanı sıra yakışıklılığı, başarısı, eğlenceye olan düşkünlüğü derken o dönemin en popüler genciymiş. David’in aksine 2. çocuk olan Bertie (Kraliçenin babası) kekeme, utangaç, toplum içinde konuşmaktan kaçınan, çarpıklığından dolayı bacaklarında sabitleyici olan az popülerli bir prensmiş. Hatta babasının kekemeliğinden dolayı sürekli kendisini azarladığını, konuşurken ‘söyle artık’ diye azarladığı anlatılır. Velhasıl tüm ilgi prens David’deymiş o dönemler, o da o sıralarda evli bir kadınla ( Freda) ilişki yaşamaya başlıyor.( Bu durum protokollere aykırı olduğundan Freda hanımcım kabul görmüyor) *O dönemde ikilinin birbirine gönderdiği mektuplara bakınca sevgili prens görünenin aksine yaşadığı hayattan hiç memnun değilmiş. Hatta krallıkların eski çağda kaldığını belirterek işini bırakmak için her gün çabaladığını bile yazmış.

Bertie’de 20’li yaşlarında abisi David’le vakit geçirmeye başladığında üzüm üzüme baka baka misali o da evli bir Avusturyalı kadınla görüşmeye başlamış. Kral baba, Bertie’nin de bu akıma kapıldığını görünce oğluna görüştüğü kadının adını hiçbir şekilde duymamak kaydıyla kendisine doğum gününde York Dükü unvanı vereceğini söylemiş, bizim prenste hemen kabul etmiş. (Kralın rüşveti de bir başka havalı oluyormuş)  Tabi bizim asi popüler prensimiz David, kardeşinin bu tavrına sinirlenmiş ve sevgilisine yazdığı mektupta kendisinin bu şekilde asla boyun eğmeyeceğini belirtmiş. (10 yıl kadar görüşmeyi de sürdürmüşler)

***

Bertie ise babasının beklentilerini karşılayacak bir kız arayışına girmiş ve Kraliçe Elizabeth’in annesi Elizabeth ile tanışmış ama kızımız Bertie’den uzun süre hoşlanmamış ve evlilik teklifini 2 kere reddetmiş. 3.teklifte kabul ederek arkadaşına yazdığı mektupta duygularını şu şekilde anlatmış: “Prens Bertie ile evleneceğimi söylemeliyim. Umarım ondan hoşlanıyorsundur. Yaptığımda dehşete düştüm. Hatta kimse benden çok şaşırmamıştır.” 16 ocak 1923)  Çiftin iki kızı oluyor. Adları Elizabeth ve Margaret. Dıdıdım…

**

Aşk uğruna bırakılan taht

Peki nasıl oluyor da tahtın asıl varisi büyük oğlan David yerine Bertie kral oluyor ve sıra günümüz kraliçesine geliyor. O zaman tekrar popüler prens David’e geri dönelim. 1934 yılında 40 yaşında ve hala bekar olan David, artık ailesi ve halk tarafından umutsuz vaka olarak anılmaya başlar. Halk geleceğin kralından bir kraliçe bekler, ailesi kraliyet kurallarına uygun birisiyle görüşmesini ister ama sevgili David ısrarla yanlış kişilerle birlikte olmaya devam eder. O dönemler birlikte olduğu kişi ise 2.kocasından boşanmak üzere olan Wallis Simpson’dır (yine mi protokol) gerçi bu sefer sevgili prens yurtdışı gezilerine Wallis hanımı da götürür haliyle basın bu olayı okuyuculara duyurur. Fakat ilginçtir ki, bu haberler uzun süre Britanya’da yayınlanmaz. Yayınlandığı gün ise halk çok şaşırır. Prenslerinden böyle bir şeyi beklemez, bir kısmı da evliliklerini desteklediklerini ifade eder. 41 yaşına geldiğinde ise kral babanın vefat etmesiyle David bey oluyor kral 8.Edward. Wallis hanımda hala peşinde tabi, sarayda takılıyor falan. Yeni kral ısrarla evlenmek istiyor ama ne kraliyet ailesi ne de hükümet bu olaya destek vermiyor. Taç takma töreni daha yapılamadan 8. Edward sevdiği kadınla evlenebilmek için gönüllü olarak tahtan feragat edip adını tarihe yazdırıyor. (ama ne roman)

Ne diyelim yaşasın yeni kral!

Ve artık sahnede kekeme bir kral var

Bertie kral olunca 6.George adını alıyor. David ise aynı yıl Fransa’da evleniyor. Evleniyor evlenmesine ama yeni kralın eşi Elizabeth’ın ısrarıyla Wallis hanıma hazretleri unvanı ve diğer soyluluk simgeleri verilmiyor (Sen misin tahtı bırakan) yeni kral ise abisinin popülarite olarak çok gerisinde olduğu bilincinde hala içten içe acaba bir gün yeniden geri gelir halkın desteğini alır mı diye düşünüyor. Aradan bir sene geçmeden eski kral sahalara dönüyor ve gazetelerde yeniden yer almaya başlıyor üstelik Nazi Almanya’sında attığı turlarla. Bunun şaşkınlığı sürerken ortaya bir takım belgeler çıkıyor ve eski kralın vatanına ihanet ettiği basında yer alıyor. Her ne kadar böyle bir şey olmadığını iddia etse de, eski kral Bahamalara vali olarak atanıyor ve ölene kadar dışlanmış soylu olarak tarihe bir kez daha adını yazdırıyor.

Mutsuz ve huysuz: Philip Mountbatten

Gelelim 6.George’a. Kekemeliği, utangaçlığı, görev sorumluluğu derken aşırı sigara tüketmeye başlıyor bu da kendisinin genç sayılabilecek bir yaşta vefat etmesine sebep oluyor. Kraliçe Elizabeth babasının ölüm haberini bir gezi sırasında öğreniyor. Prenses olarak bindiği uçaktan bir kraliçe olarak dönüyor. O dönem iki çocuğu var ve eşi Philip de donanma iyi bir yetkiye sahip. Fakat kraliçe olunca Philip tüm işi gücü bırakmak zorunda kalarak eşinin bir adım gerisinde yaşamaya başlıyor. Dizi ve belgesellerde bolca tekrarlanan bir durum var ki o da Philip’in bu durumdan son derece mutsuz ve huysuz olduğu. Kendisini eşinin arkasından gelen bir erkek olarak tanımlamak istemiyor. Zamanla daha fazla yetki talebinde bulunuyor. Soyadını çocuklarına vermek istediğinde ise yasalar gereği karşı çıkılıyor taa ki 10 yıl sonra 3.çocukları olana kadar. Huysuz bey, yeniden soyadını verme talebinde bulunuyor, kraliçe bir kez daha eşi ve gelenekleri arasında kalıyor fakat bu defa karar veriyor: İki soyadı birlikte kullanılacak!

“Kraliçenin Philip’i ilk 13 yaşında gördüğü ve o zamandan beri sevdiği söyleniliyor. Uzaktan da kuzenlermiş, yani Philip bey de bir soylu. Fakat sürgün edilmişler, babası terk etmiş, annesi akıl hastanesine yatmış, ablası uçak kazasında vefat etmiş. Kendisi de yatılı okullarda okumuş. Bundan dolayı daha sert mizaçlı biri. Oğlu Charles doğduğunda da onunda sert biri olması için çok uğraşır hatta kendi yatılı kaldığı aşırı disiplinli okula gönderir ama prens Charles çok kötü zamanlar geçirir, uyum sağlayamaz. Fazlasıyla hassas biri olması babasıyla arasının hep kötü olmasına neden olur. Yıllar sonra Prens Charles kendi çocuklarını okula gönderirken babasının izinden gitmeyerek hemen yanı başlarında Londra’da üst düzey insanların gittiği koleje yazdırır.”

 

Umutsuz bir kral adayı ve medyatik Diana

Prens Charles’in hassas geçen çocukluk dönemine dair bir sürü şey anlatılır; babasının sert mizacı, annesinin yoğun iş temposu derken kendisine sevgiyle yaklaşanın sadece anneannesi ve bakıcısı olduğu gibi… Gençlik yıllarında da kral adayı olarak zayıf bir imaj çizen Prens Charles, 23’lü yaşlarda ‘hayatının aşkı’ Camilla ile tanışır. Ama ne yazık ki,  yine bir imkansızlık hikayesiydi ve gerçekler Prensin Camilla ile evlenmesine olanak tanımıyordu. Yaklaşık 12 yılı süren bir dostluk sonrasında Camilla umudu kesip evleniyor. Tabi o zamana kadar herkes ‘Acaba 2.amca vakası olur mu’ korkusunu yaşıyor, evlilik baskılarını arttırıyor ve nihayet 80’li yıllarda prensin yolu Diana ile kesişiyor. 1981 yılında da 20 yaşındaki Diana ile evleniyor ama mutsuzlukları ilk yıldan boşanana kadar devam ediyor. Prens beyin Camilla’yı unutamaması, Diana’nın çocuklukta yaşadığı aile travmaları, yaşının küçüklüğü, tecrübesizliği derken ortaya uyumsuz bir çift çıkıyor. Evliliklerindeki Camilla etkisini ise Diana’nın geçmişte yaptığı şu röportaj cümlelerinden anlayabiliriz: “Düğünümde Saint Paul Katedrali’nin kapısında dururken yüreğimden taşan bir umut vardı. Ve sunağa doğru yürürken Camilla Parker’a baktım ve o ilişkinin bitmiş olduğunu umut ettim. Maalesef hiç bitmemişti.” Pek bi trajik.

Diana’nın medya üzerindeki inanılmaz etkisi ve halkın aşırı sevgisi bir süre sonra sarayın canını sıkmaya başlıyor. Eşinden göremediği sevgiyi sürekli katıldığı gezilerle bastırmaya çalışan Diana bir süre sonra basının aşırı ilgisinden de bunalıma giriyor ama ne onla ne de onsuz yaşarım moduyla Prens Charles’le ayrı evlerde yaşadıkları zaman bile basına konuşmaktan geri kalmıyordu. Hatta bir röportajında Prens Charles’in krallık için hiç uygun olmadığını ifade etmesi ile her kesimden insanın tepkisini çekiyor. Kraliyet üyesi olmak için fazlasıyla toy olduğunu gösteren davranışları kraliçenin de sabrını taşırıyor ve Diana’ya bir mektup yazarak artık boşanmaları gerektiğini söylüyor. 1992 de ayrı yaşamaya başlıyorlar, 96 yılında ise resmen boşanıyorlar. Prens Charles ise Camilla ile ortalıklarda görüşmeye başlıyor. Halk tabi ki Camilla’yı desteklemiyor, ne olursa olsun #diananınaskerleriyiz sonuçta. Üstüne Diana’nın magazincilerden kaçarken vefat haberi de gelince, halkın öfkesi saraya karşı çığ gibi büyümeye başlıyor. İnsanlar birkaç gün içerisinde sarayın önünü çiçek bahçesine dönüştürürken kraliyet ailesinden kimsenin ‘vefat’ hakkında açıklama yapmaması işin iyice tuzu biberi oluyor. Hatta o dönemler prens Charles’in ölüm tehditleri aldığı bile söylenir. Devreye kraliçe girer ve üzgün olduğunu belirten bir yatıştırıcı konuşma yayınlar. Prens Charles halkın öfkesine rağmen Diana’nın tabutunun arkasından çocuklarıyla birlikte yürür. 2005 de ise Camilla ile evlenir.

Ve gelelim son evli prens William’a. Kate Middleton ile evliliği dünyada 2 milyar kişi tarafından izlense de genç prens evlilik kararını almak için 8 yıl bekletmiş Kate’i. Kraliyet gazetecilerine göre William babasıyla aynı hataya düşmemek için emin olmayı beklemiş. Bu arada evlenmeden önce Kate’e daha kolay uyum sağlayabilmesi için adab-ı muaşeret dersleri verildiği söyleniliyor. Gerisi de zaten bildiğiniz gibi…

 

Not: Dizi de kraliçenin monarşinin devamlılığı için her türlü fedakarlığı yaptığı güzelce anlatılmış. Tam zıttı olan kız kardeşi Margaret’ten hiç bahsedemedim yazı fazla uzun olunca.. Gerçi yine bahsedecek değilim. Dizi de Margaret’in Kraliçe ablasına ulaşmak için insanları seferber ettiği telefon sahnesini şuraya bırakıp gidiyorum. Şahsen pek bir beğenmiştim.